12 Ocak 2011 Çarşamba

İŞTE GELDİM BURDAYIM

İşte geldim burdayım fakat ben bu işte usta değilim zira buda yazma sıklığımdan anlaşılıyor.
Neyse başlamak işin yarısıdır diyor ve herşeyin başı Bismillah ile başlıyorum. Geçen zaman içinde neler oldu yazalım önce Zeynep cephesinden başlıyorum.

Zeynebim
Okulunu ve öğretmenini seven bir öğrenci oldu. İlk başlarda oldukça sıkıntı çeksekde ders çalışma konusunda epey yol aldık. Önceleri ders çalışırken muhakkak bir bahaneden ağlayan kızım şimdilerde ise kendisi çalışmak istiyor. Hatta hergün bir hikaye kitabı bitirmeye çalışıyor. Artık ben zorlamadan da ödevlerini yapıyor hatta daha fazlasını yapmak istiyor. Öğretmeninin burada etkisi çok çünkü çok özverili bir insan, idealist bir öğretmen Öğrencilerini çok seviyor severek yapılan her işte olduğu gibi ortaya güzel tablolar çıkıyor. Zeynebimde bunu görüyor ve elinden geleni yapmaya çalışıyor. Rabbim hayırlı yerlerde hayırlı insanlarla karşılaştırsın, hayırlı işlerde koştursun yavrularımızı.

Hamzacık
Ablasının okul hayatıyla birlikte Hazmacıkda da koşturmaya başladı, haftanın beş günü ablasını okula bırakıyor sonra almaya gidiyor. Bu aralar biraz sıkıntılı, mutsuz aynı zamanda huysuz. Uyku problemi var az uyuyor ve az yemek yiyor dünya nimetlerinden az tadıyor galiba itikafa girdi...:)

Şaka bir tarafa tabiki ama dün oğluşumu doktora götürdük ve tüm sıkıntılarının kaynağı büyük bir geniz etiymiş. Oğlumuzun hemen ameliyat olması gerekiyormuş. Duyunca üzüldük tabi ama çok şükür bir çaresi var Rabbim kimseciklere dermansız dertler vermesin. Küçümsediğimiz geniz eti oğlumu uyutmuyor, yemek yedirmiyor hatta selimliğini aldı yerine Yavuzluğu kaldı halbuki ikisi birlikte nede güzel yakışıyordu oğlumuza.

Şimdi ise sıra ameliyat ve detaylarına geldi araştırmalarımız devam ediyor. Öncelikle özel hastane yada Zeynep Kamil arasında kararsız kaldık, küçük bir operasyon fakat her şekliyle uzman ellerde yapılmalı.Üç yaşından sonra yapılması uygun olan bu operasyon için Hamzacık şu anda uygun görünüyor ama ben hala sünnetin etkisinde olduğum için ona vurulacak bir iğneye bile üzülür durumdayım.Rabbim hayırlı bir karar vermeyi nasib etsin oğlumuz biran önce kurtulsun inşallah...(Amin)

BEN....
Şu günlerde eskiye nazaran iş yoğunluğumuz azaldı. Bu sebeple yazma fırsatı bulur bulmaz yazmak istedim. Bizi takip eden arkadaşlarıma seslenmek istiyorum yorum yazamasam bile sizleri takip ettim. Özellikle Selmacığım sana sesleniyorum cep telefonum bozuldu ve numaralar eski telefonumda kaldı bu sebeple seni arayamadım. Sende benzer bir durumda olduğun için beni arayamadın...Telafi ederiz inşallah

Şu günlerde tarumar olmuş durumdayım ve bu biraz daha sürer yada sürmesini temenni ediyorum.
Geçen hafta yeni gösterime giren ve uzun zamandır heyecanla beklediğimiz filme gittik HÜR ADAM .... Şu anda ruhum hala o sinema salonunda oturmuş kalmış durumda. Hep orada kalsa diyorum neden mi çünkü kendi tabiriyle ''acele etmiş kışta gelmiş ''bir islam aliminin çektiği çileleri izlerken anladımki karlar erilmiş ve yaz gelmiş bu memlekete ...
Bizlerin izlerken bile ağlamaktan izleyemediğimiz o anları nasıl yaşamış o insanlar, bize bırakılan bu güzellikler için neler çekilmiş, ne göz yaşları dökülmüş, damarlara ne zehirler yayılmış, ne kadar aç kalınmış hakkını vererek okuyamadığım o satırlar için...

Evet buradan herkese sesleniyorum. Çook başarılı bir yapım verilen emek her yerinden okunuyor başrol oyuncusu oynamamış adeta o ruha bürünmüş. O hayatta anlatılacak çok şey var fakat üç saatte bu kadar anlatılabilirdi yaşanılanlar...
Dünyaya meydan okuyan bir Dava Adamı ve yaşadıkları muhakkak izlenmeli diye düşünüyorum.
Yıllardır tanımayan yada yanlış tanınan bu insanı bir kez daha anlamaya çalışmalı...
Vakit kaybetmeden sahip çıkılmalı bizi ve geleceğimizi düşünen o insanlara ....

25 Eylül 2010 Cumartesi

ŞİMDİ OKULLU OLDUK SINIFLARI DOLDURDUK ...

2010-2011 Eğitim öğretim yıllı bir çok öğrenciyi olduğu gibi benim kızımıda bağrına bastı ve Zeynebim okul sırasına oturdu..

Geçtiğimiz son dört ay içinde hayatımızda çok şey değişti önce benim ve eşimin çalıştığı iş yerimiz Anadolu yakasından, Avrupaya yakasına taşındı bu taşınmayla birlikte yaşantımız yavaş yavaş değişmeye başladı.Önceleri servislerle gidip gelmeye çalıştık. Onbir yıldır İstanbulda yaşıyor olmama rağmen hiç bu kadar Boğaz köprüsünden geçmemiştim. Haftanın altı günü yaklaşık bir buçuk gidiş, bir buçuk dönüş üç saat yol gittik elimizden geldiğince güçlü durmaya çalıştık ama ister istemez iş stresi yol ve trafik stresi derken perişan olduk. Eve geldiğimizde çocuklara yeteri kadar vakit ayıramamak bizi üzmeye başladı. Bu durumu çok düşündük ve zorda olsa alışkanlıklarımızdan vazgeçip evimizi taşımaya karar verdik.


Asıl sorunlarda böylelikle başladı çok sevdiğimiz Lütfü Dedemizden ve Mine annemizden ayrıldık, çok sevdiğimiz bahçemizden böceklerimizden, yağmur sonrasında camlara tırmanan Sümüklülerden(Sümüklü böceklere takdığımız bir kısaltma)sıcak yaz günlerinde arada bir görünüp çar çabuk kaçan minicik kertenkelelerimizden, çokkk sevdiğimiz yayla çorbasındaki misss gibi nanelerimizden,sonbaharları verandadan sarkan karadeniz üzümlerimizden,yemeye doyamadığımız malta eriklerinden, barbeküde yapılan et keyiflerinden, su tabancaları ile oynadığımız su oyunlarımızdan, bisikletle oynamaktan, scooterla düşmekten, mis gibi kokan hanımelilerden, yedi veren güllerden, görünce hayret ettiğim yapraksız çiçek açan, çiçeği döküldükten sonra yaprakla dolan manolyadan, yol kenarındaki Aloe Veradan, Lodostan, Poyrazdan Çamlıcadan ayrıldık.....


Bu yazıldığı gibi kolay olmadı tabi önce bir çok mevzuda hem fikir olmaya ve doğru karar vermeye çalıştık bizim önceliğimiz okul olduğu için diğer tuğlaları onun üzerine koyduk.İstanbulda yaşayanlar için muhit çok önemli helede büyütmeniz gereken iki çocuğunuz varsa..Bizde çok düşündük ama bu nokta da Üsküdar'la kyaslanabilecek çok şeçeneğimiz yoktu. Fatih Sulan Mehmet Han'ın söylediği gibi Anadolu başka çünkü Kabe-i Muazzamaya daha yakın...
Yahya kemal Beyatlı boş yere dememiş Üsküdar, bir ulu rü'yâyı görenler şehri İstanbul'un fethinin il şahidi diye...
Ah Üsküdar Ah....

İyi yada kötü yaşadıkça tecrübe edeceğimiz bir ilçeden evimizi seçtik ve sıkıntısız taşındık.
Bu durumdan en fazla etkilenen ise Hamzacık oldu taşınmamızın üzerinden iki ay geçmesine rağmen hala eski evimize ne zaman gideceğimizi soruyor.Neden taşındığımızı soruyor cevap vermeden offfff diyor. Taşındıktan sonra çok özlediği için onu eski evimize götürdük ilk işi orada bıraktığımız üç tekerlekli bisikletine binmek ve hiç durmadan turlamak oldu.Yeni evimize alıştırmak için elimizden geleni yapmaya çalışsakta Lütfü Dedemizin yokluğuyla başa çıkmak çok zor doğrusu.Bu hususta gözlerimizin dolduğu bir anı yazmak istiyorum yıllar sonra hatırası kalsın..
Taşındıktan iki gün sonra bir akrabamızın düğün merasimine katıldık. Davetliler arasında Lütfü dedemizde vardı malum Boşanmak İstemiyorum adlı proğramdan tanıdığınız ve mesleği icabı evlilik hakkında bir konuşma yaptı, bizim çocuklar düğünde bir oraya bir buraya koştururken birden dedelerini gördüler ve hemen bacaklarına sarıldılar.O anda o mutlu günde içimden ağlamak geldi ama hayatta böyle şeylerde olmalı..
Sevmeli insan,sevdiklerinden ayrılmalı, ama hiç unutmamalı, vefayı öğrenmeli böylelikle...

Çocuklar çabuk unutur diyoruz ama onlar her konuda bizden daha hassas. Biz günlük karmaşada unutuyoruz ama onların meşgalesi bizimkiler kadar değerli değil...Kendilerince değerli şeyleri daha değerlisi olmayınca unutmuyor, yerine başka bir şey koymuyorlar.

ZEYNEBİMİN OKULDAKİ İLK GÜNÜ

Zeynep uzun bir süredir evde olduğu için okula, arkadaşa, öğretmene hasret kalmıştı. Okulların açılmasını sabırsızlıkla bekliyor, her gün anne bu okullar ne zaman açılacak diye soruyordu. Ben bayramdan önce okula gidip kaydını yaptırdım sonra eve gelip Kızım artık okullu oldun dedim. Oda sevinçten havalara uçtu bende öğretmeninin ismini ve gözlüklü olduğunu söyledim söylediği şey çok komikti; hiç erkekten öğretmen olurmu? Anaokulu ve kreşlerdeki öğretmenlerin bayan oluşu Zeynepde bu öğretmenlik mesleğinin tamamen bayanlara ait bir meslek olduğunu düşündürmüş demekki. Babası erkeklerinde öğretmen olabileceğini ve çocukları çok sevdiklerini anlattı.Biz bayram tatilinde hep birlikte kızımın okuluna gidip ona okulunu gösterdik bahçede biraz oynamasına okulunu tanımasına yardımcı olduk.
Daha sonra alışveriş yaptık okul formasını ve çantasını aldık. Okul gereçlerinin alınması onu daha çok sabırsızlaştırdı ve daha sık sorular sormaya başladı.Okulun ilk günü babası, ben, anneannesi ve kardeşi yanında olmak istedik yani ailecek tüm kadro okuldaydık. Önce bahçede isimleri okundu ve öğretmenleri ile birlikte sıra oldular daha sonra sınıflarına çıktılar.İlk dün alıştırma proğramı sebebiyle sabah dokuzdan öğleye kadar okulda bekledik bu bekleme sırasında okul yönetiminin aileler için seminerleri oldu biraz sıkılsak da, dinlemek zorunda kaldık. Aileler haliyle çok edişeliydiler fakat konuşmalar hep dönüp dolaşıp kayıt parasına ve bağışa geliyordu. Benim şahsi fikrim ise okullara kendi çocuklarımızın daha iyi bir eğitim almaları için azda olsa herkes katkıda bulunmalı.Ülkemizde tüketilen sigaraya bakınca insan gerçekten çok üzülüyor çocukları için beş yılda bir kez verdikleri para belkide sadece on günlük sigara paraları ama verirken elleri titriyor. Her şeyi devletten bekleme yerine insan kendince bir şeyler yapmalı harekete geçmeli her nekadar Mili Eğitim Bakanı bunu söylemesede bu ülkede böyle bir gerçek kabul edilmeli.

Gelelim Zeynebime; okulunu çok sevdi diğer çocuklardan ağlayanlar oldu ama benim güçlü kızım ağlamadı Maaşallah. İlk gün tedirgin olsada, daha sonraki günler alıştı. Ben kızımda şunu öğrendim kendini resimle çok iyi ifade ediyor üzgün olduğunda parkta tek başına salıncakta sallanan ve gözyaşları yerlere akan bir çocuk çizerken, mutlu olduğundada çok farklı doğa resimleri çiziyor bu sebeple okulla alakalı fikirlerini öğrenmek isteyince önce resimlerine baktım.Okuldaki ilk resminde sarı renkli bir okul binası, bir kaç çocuk hepsinin elinde Türk Bayrağı var, ortada gözlüklü kafasında iki tel saçı olan, gravatlı bir öğretmen hemen yanında kendisini çizmiş. Buradanda anşalılıyor ki öğretmenini çok sevmiş, kendisini onun yanına çizmesi ve gülen yüzler çizmesi mutluluğunu ifade ediyor..Elhamdilillah!!!

Öğretmen insanın hayatında gerçekten çoook önemli biri bu sebeple bir yıl bunun için dua ettim.Rabbim dualarımızı kabul etti ve çok kıymetli, mesleğini seven, önce çok iyi kalpli ve işinde çok titiz çalışan genç bir öğretmen nasib etti. Çocukları sevdiği gözlerinin içinden belli oluyor temiz bir nesil yetiştirmek ardında güzel bir gelecek bırakmak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Okul hayatı insan için ne kadar önemli ise öğretmende okul hayatı için o kadar önemli. Bugün Zaman Gazetesinde Hakimoğlu İsmail'in öğretmen adlı yazısını okudum ve gözümden iki damla yaş düşmedi desem yalan olur.

Okulunu çok seven Zeynebimi okuluna anneannesi götürüyor. Şimdilik kimseciklere güvenmiyor çok sevdiği torununu hergün kendi elleriyle bırakıyor, kendi elleriyle alıyor. Servise verelim diyorum babası da, annenannesi de vayyy olmaz serviscinin tipini beğenmemişler....

Evlatlar için her türlü çile çekiliyor yedisinde de yetmişinde de! bu sebeple annenannemiz havalar soğuyana kadar böyle zahmet çekeceğe benziyor.



Hazmacık Cephesinden Sıcak Gelişmeler

Bu olanlar yani ablasının okula gitmesi Hamzacığı çok üzdü çünkü ablasından, en yakın arkadaşından, can yoldaşından ayrıldı. Ayrılık kısa da olsa o bu durumdan mutsuz, ailenin Zeyneb'e olan takdir duydusu Hamza'cığı çok rahatsız ediyor onun korkusundan Zeyneb'e gizlice aferin diyoruz.Birisi hayatının en önemli adımlarından birini atmaya çalışırken diğeri depresyonun eşiğinde. Sinirli bir hal aldı herşeye bağırıyor, bazen oklavayı alıp ablasını dövmeye gidiyor, elinden zor alıyorum.Gel seninle konuşalım sohbet edelim diyorum, nedenini soruyorum aban(Ablam) beni sinirlendiriyor ondan kurtulmam lazım gibi öfkeli sözler işitiyorum hiç duymadığım şekilde. Bu durumdan ise onunla daha fazla ilgilenerek kurtulmaya çalışsam da kendimi ikiye bölmem gerekiyor.Anne olmak ne zormuş hele iki çocuk annesi olmak...

Çoook çalışmam lazım Çoook...


Yıllar geçiyor ve geriye baktığımda herşey dün gibi aklımda, benim kızım okula gidiyor ben artık okullu bir anne oldum. Akşam eve gelince çantasını kokluyorum okul kokuyor, kitap kokuyor özlemişim kitap kalem kokusunu kalemlerini açıyorum, defterlerine bakıyorum bugün neler yapmış beslenmesini hazırlıyorum herşey çok hoşuma gidiyor onun gömleğini ütülemek, çoraplarını yıkamak, hepsi ayrı güzel..


Rabbim hepimize önce iyi bir kul ardından vatanına, milletine iyi işler yapacak evlatlar nasib etsin inşallah . Amin...

10 Temmuz 2010 Cumartesi

OLDU DA BİTTİ MAAŞALLAH NAZAR DEĞMEZ İNŞALLAH







Fotoğraf bekleyenler için farklı fotolar olacak ama şimdilik bunu ayarlayabildim. 02.07.2010 tarihinde saat 11:30 Hamzacık sünnet oldu. Sünnet benim zannettiğim yada duyduğum kadar kolay bir operasyon değilmiş. Hamzacık biraz korktu ve operasyon sırasında ağladı bende çok üzüldüm onun ağlamasına ama ne yapalım yüzyıllardır tüm müslümanların yapmış olduğu, efendimizden kalan bu sünneti yerine getirmenin vermiş olduğunu huzurla hastaneden ayrıldık. İlk iki gün yataktan hiç çıkmayan Hamzacık üçüncü gün ikigün yatmanın acısını çıkardı. Sünnet kilodu denen malzeme den çok faydalandık hatta iki tane olsaydı daha çok işimize yarardı. Elhamdülillah her şey çok güzel oldu önce Lütfü dedemizle Eyüp Sultan Hazretlerinin mübarek kabirlerini ziyaret ettik daha sonra o güzel mekanda kuşlara yem attık, dedesi oğlum ve kızım ne isterse aldı ogün padişahlar gibi her istediği oldu. Sonra ertesi gün yani cuma günü kirveliğini yapan lütfü dedemizle birlikte hastane yolunu tuttuk ilk başta sakin duran Hamzacık operasyon sırasında ağlamaktan ter içinde kaldı herşey bittiğinde ben yanına gittim ve boynuma öyle bir sarıldıki kurtar beni der gibi o anı ömrüm boyunca unutamam.Onu beklerken koridorda Metrisde mühebbet yiyen mahkumlar gibi volta attım durum, yanına kötü olurum diye girmedim ama oğlumun her bağırışında hastane başıma yıkıldı. Yarım saat sürdü ama bana o kadar uzun geldiki bir an önce bitsin diye rabbime yalvardım durdum.

Elhamdülillah herşey bitti oğluşum şimdi bisitletini sürüyor.

22 Haziran 2010 Salı

HAZIRLIKLARA DEVAM

Bizleri takip eden dostlarımızın başlığı okuyunca ne hazırlığı dediklerini duyar gibiyim. Evet Hamza Burak Demirarslan'ın SÜNNET hazırlığı !!!!

Eşimle düşündük taşındık oğlumuzu üç yaşını doldurmadan sünnet ettirmeye ve bu sünnet sezonunu değerlendirmeye karar verdik. Rabbimiz hayırlısıyla bu meseleden sağlıklı sıkıntısız kusursuz atlatmamızı nasib eder inşallah.

1.Kıyafetlerimiz sağolsun Lütfü dedemizin yaptığı bir süprizle hazırlandı

2. Ablamız Zeynep Hanımda bu işten kendine düşen payı aldı ve oda sahnede gelin edasıyla süzülmek için yerini aldı...

3.Davetiye listemiz oluşturuldu

4.Yatağımız için gerekli olan takımlar ve süslemeler için çalışmalar devam ediyor

5.Planlarda önce Ebu Eyüb EL Ensari Hazretlerine yapılan bir ziyaret ardından hastaneye yapılan bir ziyaret daha sonrada evimizde misafirler için bir mevlüt ardından küçük bir ikramla devam edecek.....


Şu anda tarih olarak 04 temmuz 2010 düşünüyoruz rabbim nasib eder de bir aksilik olmazsa tarih bu ...

Hamzacığı bir görseniz çok komik!! kıyafet alıyoruz etrafına şaşkın şaşkın bakıyor henüz çok küçük olduğu için o kiyafetlerin neden alındığını ne işe yaradığı hakkında en ufak bir fikri yok..

Sadece anlamaya çalışıyor, kıyafetlerin arasında en çok asa ve pelerini seviyor oda bir kahramanlık ifadesi diye düşünüyor sanırım çünkü asayı eline alıyor ve eskilerde Hımen adında bir kahraman var dı gölgelerin gücü adına güç bende artık der kılıcını havaya kaldırırdı , şimşekler çakar ondan sonra onu kimse yenemezdi bizim Hamzacıkda asayı eline alıyor Adaletin ve Cesaretin gücüne ver diye sesleniyor bir yerlere olanüstü güç bekliyor öyle kalıyor ....

Erkek çocukları gerçekten kızlardan çok farklı, sürekli bir güç ve gövde gösterisi peşindeler yemek yerken bile güçlenmek için yiyor ben yemediğinde bak güçlü olamazsın diyorum açıveriyor ağzını Zeynebe öyle bir şey söylesem eminim hiç duymamazlıktan gelir belki çok güzel spor yaparsın, boyun uzar, cildin güzel olur, dişlerin beyazlar falan demem lazım. Sizin anlayacağınız biz anneler çocukları yedirmek için neler neler yapıyoruz hepsinin nabzına göre şerbet veriyor yemeği ancak o şekilde yediriyoruz...

Sünnet hazırlıklarının dışında günlük hayatımız devam ediyor şirketimizin Anadoludan Avrupa yakasına taşınmasıyla her gün iki kez Fatih Sultan Mehmet köprüsünden geçiyor ve Cuma günleri çok yoğun bir trafikle boğuşup evimize gidiyoruz günlerimiz hergün çok yorucu geçiyor
17:30 da çıktığımız iş yerimizden evimize gitmemiz 19:30'u geçiyor. Zeynebimle Hamzacık bizleri bahçe kapısında karşılıyorlar enerjik bir şekilde ama biz son kalan enerjimizi yollarda harcıyoruz ; canlarımla az da olsa oynuyoruz onların en çok sevdikleri benim çocukluğumun oyunları. Ben şimdilerin oyunlarını pek bilmiyorum hoş şimdilerde çocukların bilgisayar dışında bir oyunu varmı onuda bilmiyorum ama ben onlara biz çocukken Kutu Kutu pense,Yağ Satarım Bal satarım, iplerle bacak arası (daha çok kızların oynadığı bir oyun) beş taş gibi tüm çocukluk oyunlarımızı öğrettim onlar çok mutlu oluyorlar bu oyunları oynarken çünkü onlar bizim gibi değilki, hiç bir zaman akşam ezanını arkadaşlarıyla top oynarken duymadılar duyduklarında aaa ezan okunuyor geç kaldım diye eve korkarak gelmediler, dizleri düşmekten yaralanmadıki hata ağaca çıkıp meyve toplarken tişörtünü ağacın dalına takıp yırtmadı, terlikleride yırtılmadı sadece küçüldü.İstop oynamadılarki komşu çocuklarının isimlerini bilsinler inşaat artıklarından topladıkları taşları üst üste dizip yakan topda bilmiyorlar, halbüki şimdilerde her yer mermer parçalarıyla dolu nede güzel dizilir o taşlar üst üste....

Bende üzülüyorum onlar için hep birlikte zorda olsa evde bahçede oynuyoruz çocukluğumun oyunlarını. Bahçedeki taşlarla yada cevizlele beş taş oynuyoruz, saklandığımız yerler hep aynı olsada saklambaç oynuyoruz Hamzacık Kutu kutu penseyi oynarken saatlerce dönüp başımızı döndürsede oynamaktan vazgeçmiyoruz yılların eskimeyen oyununu....
Hep at olan babamızın beli ağrıyınca, midilli olan anneleri imdatlarına yetişiyor ve onlar bunu hep biliyorlar ve çok seviyorlar şahlanan midilliyi ....

Açkapıyı bezirganbaşı Zeynep le Hamza geliyor diyorum kahkahayla gülüyorlar bende onları mutlu görünce gülüyorummm.Rabbim eksikliklerini göstermesin ve annelere öyle büyük enerji versinki çocuklar bilgisayar ve televizyon karşısından ayrılsın, halılar eskisin, duvarlarda sayan saklambaç çocukları olsun, işlemeli mendiller çıksın sandıklardan çocukların arkasına saklansın....

Anneler eski günleri yad etsin çocuklar yorulsun erkenden uyusun.....


Evet bugünlük bu kadar diyor hazırlıkların devamı için kaçıyorum ....
Dualarda unutulmamak dileğiyle...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

KÜÇÜK KAÇAMAK

Bu hafta sonu hayatımda hiç yapmadığım bir şey yaptım ve arkadaşlarımla tatile gittim. Üç gün iki gece olan Akdeniz gezimiz çoook güzel olmasına rağmen hep bir tarafım yarım kaldı...

Bu da bana ders oldu ve bir daha çocuklarım ve canım eşimden ayrılmamaya karar verdim onlar olmadan hiç bir şeyin tadı yokmuş meğer.

Canım yavrularım beni çok özlemişler, kuzular gibi etrafında dönüp durdular. Dün akşam eve döndüğümde Hamzacık yeni uyumuştu yanına gittim yanağına bir öpücük kondurdum hemen kokumu aldı açtı gözlerini hemen sarıldı hemde boğacak gibi...

Zeynebim de çook özlemiş anne ne yaptın nereye gittin bizi neden götürmedin oraya çocuklar gelmedimi gibi bir sürü sorular sordu ardından mahcup bir edayla anne özür dilerim sana anneler günü için yeteri kadar deniz kabuğu toplayamadım demesi Hamzacığın da hemen karşı atağa geçerek anne ben sana yenk yenk kaffe yengi, morrr kabuklar toplarım biliyormusun demesiyle anladım ki bir anne ne kadar yorulursa yorulsun çocuklarına hizmet etmekten zevk alıyormuş ve hizmet görmek insanı yoruyormuşşşş..
Anladım ki Anne olunca insan ben duygunusu doğum hanede bırakıyormuş, beş yıldızlı otellerde en iyi aşcıların yaptığı yemekler onlar olmayınca ne kadar lezzetsiz oluyormuş. Oooo masmavi havuzlar da gözler hep coçuklara kayıyormuş. Balayında çiftlere özeniyormuş insan ...
Böyle kaçamaklar ancak genç kızken yapılmalıymışşşşş


Eşimin bu yıl bana anneler günü hediyesi ise benim yokluğumda çocuklarımıza bir anne şevkatiyle bakması, yokluğumda hiç bir şeylerini eksik etmemesi, geceleri onların yanında yatması, park maceraları için ona çook teşekkür ediyorum.

Tatilimiz boyunca elimizden geldiğince eğlenmeye çalıştığımız arkadaşlarıma da çoook teşekkür ediyorum hiç unutamayacağım anları benimle paylaştılar.

23 Mart 2010 Salı

İŞTE GELDİM

Eveeeet nerede kalmıştık. Çook uzun zaman olmuş yazmayalı, okumayalı, resim çekmeyeli yayınlamayalı, bu kış uzun geçti yada bana uzun geldi. Günlerimizi çok hareketli olmayan sadece bazı hafta sonları birkaç küçük gezinti ve kısa süren alışverişlerle geçirdik. En uzun vakitlerimiz evimizde geçti...



Şimdi canlarımdan son haberler...






ZEYNEP


Canım kızım; kışı azda olsa öksürük ve hastalıkla geçirdi, Rabbime binlerce kez şükürler olsun hastalığı verdiği gibi devasınıda verdi ve hava vererek nefesini açtık birde iki kez grip oldu. Dün yıllardır hiç olmayan bir kusma yine morelimizi bozdu fakat doktor amcamızın hafif ellerinden bir serumla Zeynebim kusmaktan kurtuldu şimdilerde az ateşli bir şekilde evde anneannemizin şevkatli kollarında dinleniyor.


Okul hayatımız elhamdülillah çok düzeldi herşey gitgide daha da iyi oluyor. Kuran-ı Kerimi daha güzel ve seri okumaya başladı bazı eksikler olsada çok mutluyuz. Altı yaş istiridyesi kapağını açarak yıla damgasını vurdu ve bize bir adet küçük bir inci verdi oda küçük kızımızın dişi evet kızım artık büyüyor ilk dişi çıktı ikinci dişide kendini göstermeye başladı. Zeynebimin hem kendisi hemde vücudu hep aceleci, erken diş çıkardı, erken yürüdü , erken konuştu, erken çişini söyledi. Şimdi ise süt dişi düşmeden kalıcı dişi onun arkasından çıktı her işi acele bu kızın.....


Canım kızımın boyuda uzadı artık kıyafetleri kısa ,ayakkabıları küçük geliyor. Büyük ayaklar baba tarafından genler yoluyla oğluma ve kızıma çok sırayet etti ve biz bu birkaç yıldır ayakkabıcıya epey para döküyoruz, ayakkabılar hiç eskimeden küçük geliyor. Canlarım sağlıklı olsunlar da biz paraları ayakkabılara dökelim...



Zeynebimin kardeşiyle olan ilişkisi karadeniz havası gibi bir bakıyoruz sağnak yağmur, bir bakıyoruz güneş açmış ama kızıp bağırsada çok büyük şevkat duyuyor ona karşı, ağladığında hemen yanına koşuyor teselli ediyor, birde Hamzacığın ondan medet umarcasına gidip kucaklaması ve beni şikayet etmesi varki görmeye değer ...



Zeynebim de annesi gibi hasretle yazı bekliyor. Biz kızımla birbirimize çok benziyoruz, kendimden çok şey buluyorum Zeynebimde ona her bakışımda kendimi görüyorum. Kahvaltıyı sevmemesi, duygusallığı, arkadaşlarına olan bağlılığı, hata yapma korkusu, başarısızlığa olan tahammülsüzlüğü, mutfak merakı, eceleciliği, damak zevki, ve daha aklıma gelmeyen bir çok şeyiyle canım kızım aslında benim bir parçam.


Canım kızım artık büyüyor ve hatim yaptığında alacağım hediyenin bize olan maliyetini bile düşünüyor anne maaşınızı alınca alırsın çoook pahalı olmasın bir parça bir şey olsun yeter , bende sen beğen diyorum oda pahalı olursa sen beni uyar diyor....

Rabbim anlayışını geliştirsin, içindeki şevkat onunla büyüsün, güzelleşsin hiç solmayan çiçekler açsın....





HAMZACIK





Hamzacık çooook hareketli bu günlerde heyecanlı, sıkıntılı, stresli galiba üç yaş bunalımına girdi. Ablasını üzüyor ablası eline ne alırsa onu istiyor alamazsa ona vuruyor ve almak için epey bir kafa şişiriyor. Hiç yapmadığı şeyleri yapıyor ağlayarak her istediğini yaptırmaya çalışıyor, küsüyor, kızıyor eline büyük bir şeyler alıp bizi dövmeye geliyor. Bana çoook düşkün işten eve gidince hemen kucağıma geliyor hep onunla ilgilenmemi istiyor hatta mutfaktan çıkmıyor ve kendisini tezgahın üstüne oturtmamı istiyor yanımda olacakmış bana yardım edecekmiş...


Çoook çizgi film izliyor ve oradaki karakterlerden etkileniyor uçuyor, kaçıyor hatta bomba atıyor evi yakıyor sonra pelerinini takıyor(anneannesinin tüllbenti) kahraman oluyor bizi kötü canavarlardan kurtarıyor. Babasıyla hiç anlaşamadığı tek konu beeenimmmm yani annesi hiç paylaşamıyor, yanıma yaklaşsa bana zarar verdiğini düşünerek anne bekle hemen kurtaracağım seni diyor ...hali çok komik babası anneni en çok ben seviyorum diyor oda hayır ben ben ben diye başlıyor ağlamaya geceleri yanıma geliyor beni kucaklıyor öpüyor o şekilde uyuyor ben yatağına götürüyorum yarım saat geçmeden tekrar geliyor. Onu kokluyorum bir daha kokla diyor sonra ben ona senin kokunu kavanoza doldurdum işyerinde hep kokluyorum deyince çok seviniyor. Bir erkeğe göre fazlaca duygusal galiba böyle şeyler haşuna gidiyor ....


Konuşması epey ilerledi artık her şeyi (söylememesi gerekenleri de)söylüyor unuttunca hemen bana bakıyor anne neydi... diyor çoook gülüyoruz haline, bahçe mevsimi yaklaşıyor bakalım plastik bisikleti beğenmeyen Hamzacık ablasının bisikletine çoktan göz dikmiş durumda aman Zeynep duymasın!!!!!! hayatındaki herşeyi onunla paylaşmak bazen çok sıkıcı geliyor ve isyan ediyor neden herşeyi onunla paylaşmak zorundayım diyorrr ve bağırıyorrrrrr amaannnn...


Hamzacık erkek olduğunu hep hissettiriyor ikna edilemez bir inatçılığı var istediğini alana kadar uğraşıyor ve ufak tefek şeyler onu çok kısa süre oyalıyor yine istediğini yapmak zorunda kalıyoruz.Suyu ve banyoyu çok seviyor hep banyo yapmak istiyor banyoyu çok seven Hamzacık tuvaleten de bir o kadar nefret ediyor ...

Kendine bir kuytu buluyor ki bu genelde koltukların yada kapıların arkası oluyor orada işini hallediyor sonra da anne ben kaka yaptım temizlermisin diyor bende kızıyorum neden söylemiyorsun diye tamammm söyliyecemmm diyor ve her seferinde bezine yapıyor ... Bu döngü ne zaman son bulacak bende bilmiyorum..



BEN


Sade fakat eğlenceli iş hayatım devam ediyor kardeşlerim Minel ve Esra ile her gün kendimize bir macera buluyoruz. Şu günlerde oldukça sıkıntılı olan hayatımızada da bizleri epey bir değişiklikler bekliyor. Öncelikle iş hayatımız yepyeni bir mekanla renklenirmi yoksa siyah beyazmı olur onun endişesiyle bekleşiyoruz. Önce iş yerimiz ardından evlerimiz değiştirmek ise en kötü kısmı zannediyorum bu değişikliklerin bize hayırlı olması için dua ediyoruz. Önce kardeşlerim arkadaşlarım için sonra da benim için en hayırlısını ver Rabbim ....Amin


Ev hayatım yoğun bir şekilde devam ediyor ,Çocuklarla eğlenceli bir o kadar gürültülüyüz, biz ailecek ekşın

seven insanlar olarak müstakil baçeli bir evden sonra bir apartman dairesinde oturabilirmiyiz bilmiyorum

DUALARINIZDA UNUTULMAMAK DİLEĞİYLE...



DEVAMI DAHA SONRA .....



28 Ekim 2009 Çarşamba

ÖYLE BİR GEÇER ZAMANKİ....

Zamanın akıp geçtiği ve benim bu şarkıyı söylemem bugünkü yazımıza bir başlık oluşturdu. Sonbahar geldi ve bahçemiz artık yan komşumuzun ve bizim ağaçlarımızın yapraklarıyla dolu. İş hayatımız yeni bir okul döneminin ve çocukların korkulu rüyaları SBS-YGS ve LYS ile başlamış bulunuyor. Günlerim genelde yoğun ve yorgun geçiyor. Eve ve çocuklara pek halim kalmasada elimden geleni yapmaya çalışıyorum.

Zeynebim okula devam ediyor bir kez hasta oldu fakat çabuk atlattı Elhamdülillah, grip aşısından mı bilimiyorum, sadece iki gün hafif ateşi oldu geçti. Hamzacık Zeynebim kadar çabuk kurtulamadı, antibiyotik vermek zorunda kaldık. Bir hafta sadece sütle beslenen Hamza iki gündür yemek yemeye başladı, bir haftada biraz zayıfladı ama ne yapalım inşallah çabuk toparlanır.

Hamzacığın birde büyük azı dişleri çıktığı için onunda iştahsızlığı var, bunun haricinde yaramazlığa tam gaz devam ediyor. Artık konuşmasını düzeltti ablasının değil kendi cümlelerini kurabiliyor hatta koca adamlar gibi sinirlenip bağırıyor...

Zeynebim bu yıl eğitim hayatına daha alışık, daha mutlu gidiyor. Kuran-ı Kerim de yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Bende kendimi yenileme adına Mahreç ve Tecvitten başlayarak Kuran-ı Kerime yeniden başladım. Akşamları evde kızımlada çalışıyoruz ve eğlenceli olması sıkılmaması için elimden geleni yapıyor tabiri caizse kırk tane takla atıyorum. Çocuklar bizim zannettiğimizden çok ama çok şey alabiliyorlar tek yapılması gereken sabretmek sabretmek ve yine sabretmek....
Bizler onların küçük olduğunu ve Kuran-ı Kerim öğrenmek için küçük olduklarını düşünsekte onlar televizyon sayesinde bir çok gereksiz bilgiyi zihinlerinde depoluyorlar. Bir örnek verecek olursak Zeynep Yumurcaktaki tüm çizgi filmlerin müziklerini ezbere biliyor ki hepsi İngilizce yada farklı dillerde olan müzikler.Hayvan türlerini hangi familyadan geldiklerini ve ne yediklerini biliyor bu biligisi tabi belgesel seyreden bir aile olmaktan geliyor biz Aşkı Memnu yada benzeri roman filmlerini izlemiş olsaydık başka konularıda öğrenmiş olacaktı. Bu kadar gereksiz televizyon bilgisinden sonra Kuran-ı Kerim öğrenme ve okumada çok çabuk ilerliyorlar insanın ağzı açık kalıyor...
Evlerinden televizyonu kaldıran bir çok aileye hayranım ne mutlu onlara....



Dualar konusunda ise Zeynebin bilmediği bir kaç sure kaldı onlarda geçen yıl hastalık sebebiyle okula gitmediği günlerde öğrenilen dualar. Bu konuda çok emek vermiş olan Fadime öğretmene çok ama çok dua ediyor hayatımız boyunca onu unutmayacağımızı bilmesini istiyoruz.

Çocuk yetiştirmek gerçektende çok zormuş diyorum!! onu her türlü kötülükten korumak her istediğini yapmamak, yapmadığında da olanlara katlanmak, okul hayatını düzenlemek, iyi bir insan ve iyi bir kul olmasını sağlamak, bütün bunları yaparken sabrını korumak...

Yazacak şok şey bulamıyorum aslında, havaların soğuması ve işlerin yoğunluğundan dolayı pek aktivite yapamıyoruz ve fotoğraf da çekemiyoruz.

İlerleyen günlerde görüşmek dileğiyle